SOTARİT
Tablet

Sandoz

Etken Madde(ler):
Sotalol HCl 160 mg

Piyasa Şekilleri:
30 tabletlik blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Genel kural olarak Beta-blokörlerle tedaviye düşük dozla başlayıp kademeli olarak artırılarak optimum doza ulaşılmalıdır. Hipertansiyon ve angina pektoriste günlük ortalama doz 2×80 veya 1×160 mg’dır. Aritmilerde 160-240 mg olarak kullanılır. Tirotoksikozda 1×160 mg, akut miyokart enfarktüsünde profilaktik amaçla enfarktüsten 5-14 gün sonra 320 mg kullanılır. Maksimum günlük doz 480 mg’dır.

Endikasyonları:
Beta-reseptör blokeridir. Semptomatik ve tedavi gerektiren taşikardik supraventriküler kalp aritmileri: AV kavşak taşikardisi, paroksismal atrial fibrilasyon veya Wolf-Parkinson-White sendromuna eşlik eden supraventriküler taşikardilerde endikedir.

Kontrendikasyonları:
Dekompanse kalp yetmezliği, şok, 2. ve 3. derece atrioventriküler blok, sinoatrial blok, sinoatrial düğüm sendromu, bradikardi (<50 vuru/dak.), preeksistan OT uzaması, hipopotasemi, hipotansiyon, geç dönemde periferik dolaşım bozuklukları, obstrüktif akciğer hastalıkları, metabolik asidoz, diltiazem ve verapamil tipi kalsiyum antagonistlerinin i.v. kullanımlarında (yoğun bakım tedavisi dışında) ve sotalola duyarlı hastalarda kontrendikedir.

Uyarılar:
Sıkı perhiz yapan hastalarda, kan-glukoz düzeylerinde şiddetli dalgalanmalar olan diyabetli hastalarda nabız atışı gibi düşük kan şekeri semptomları maskelenir. Bu tip hastaların kan-glukoz düzeyleri düzenli olarak ölçülmelidir. Hormon üreten suprarenal veya adrenal medülla tümörü olan hastalarda feokromasitoma: önce Alfa-reseptör blokerleriyle tedavi gerekir. Enfarktüs geçirmiş veya ventrikül fonksiyonlarında zayıflama öyküsü olan hastalar özellikle kalp aritmilerinin şiddetlenmesi riski altındadır. Kişisel ve ailesel hikayelerinde psöriyazis olan hastaların sotalol gibi Beta-blokerlerle tedavisi yarar/zarar oranı iyice gözden geçirildikten sonra yapılmalıdır. Çünkü bu tip ilaçlar psöriyazisi etkileyebilir, bu hastalığın semptomlarını şiddetlendirebilir veya kepeklenme tarzında deri kabartılarına yol açar. Koroner kalp hastası ve/veya kalp aritmileri olan hastalarda tedavinin kesilmesi kademeli olarak yapılmalıdır. Kan basıncında büyük düşüşler olan veya nabız yavaşlamasını tolere edemeyen hastalarda günlük doz düşürülmeli, aynı uygulama solunum güçlüğü çekenlere de yapılmalıdır. Gerekirse tedavi kesilmelidir. Sotalol tedavisi talimatlara uygun yapılsa bile ani reaksiyon kabiliyetinde değişikliğe neden olabilir. Motorlu araç veya makine kullanma kabiliyeti azalabilir. Bu durum özellikle tedavinin başlangıcında, dozaj değiştirildiğinde veya ilaç alkolle birlikte alındığında görülür. Sotalol plasentaya geçer. Gebeliğin ilk 3 ayında sotalol kullanımıyla ilgili veri olmadığından gebelik sırasında ancak çok gerekli görülürse ve doktor kontrolünde yarar/zarar oranı göz önünde tutularak dikkatle verilmelidir. Yeni doğan bebeklerde nabzın zayıflaması, hipotansiyon, hipoglisemi ve solunum depresyonu riski nedeniyle beklenen doğum tarihinden 48-72 saat öncesinde tedavi kesilmelidir. Süte geçen sotalol miktarı her ne kadar bebekte bir tehlike yaratmıyorsa da, bebek Beta-bloker etkiler yönünden gözlem altında tutulmalıdır.

Yan Etkileri:
Nadiren yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, uyuşukluk, parestezi ve ekstremitelerde soğuma meydana gelebilir. Mide ve barsak şikayetleri, obstrüktif solunum yetmezliği, alopesi, konjunktivit, uyku bozuklukları, kalp yetmezliğinin şiddetlenmesi, bradikardi, atrioventriküler ileti bozuklukları ve hipotansiyon daha nadir görülen olgular arasındadır.

İlaç Etkileşimleri:
Kalsiyum antagonistleriyle birlikte kullanımında dikkat edilmelidir. Sotalol tedavisi sırasında kalsiyum antagonistelerinin i.v. uygulamasından (yoğun bakım dışında) kaçınılmalıdır. Sınıf 1 antiaritmik ilaçlarla kombine tedavide ORS kompleksini genişleten müstahzarlar (özellikle kinidin gibi) kullanılmamalıdır. Ciddi OT uzama riskinden dolayı sotalolun diğer Sınıf 3 antiaritmiklerle kombine kullanımı sakıncalıdır. Trisiklik antidepresanlar, barbitüratlar, fenotiyazin ve narkotikler, antihipertansifler, diüretikler ve vazodilatörlerle tedavi sırasında sotalol kullanılması kan basıncını daha fazla düşürebilir. Sotalol, narkotikler ve antiaritmiklerin kardio-depresif etkileri aditif olabilir. Tübakürarin kaynaklı nöromüsküler blokaj Beta-adrenerjik reseptörlerin inhibisyonu ile şiddetlenebilir. Bu nedenle anestezi uzmanları sotalolun bu etkisi konusunda bilgilendirilmelidir. Sotalolun rezerpin, kloridin, alfa-metil dopa, guanfasin ve kalp glikozidleriyle bir arada kullanılması kalp frekansının düşmesine ve normal kalp iletisinin yavaşlamasına neden olabilir. Diüretiklerle kullanıldığında potasyum düzeyinin izlenmesi özellikle önemlidir.

ANAPOLON
Tablet

A. İbrahim

Etken Madde(ler):
Oksimetolon 50 mg

Piyasa Şekilleri:
20 tabletlik ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Günlük doz eşit bölümlere ayrılmış 2-5 mg/kg’dır. Tedavi süresi ilk uygulamada 6 ay ve sonraki uygulamalarda 3 aydır.

Endikasyonları:
Anabolik ve androjenik etkilidir. Aplastik ve hipoplastik anemi, konjenital ve kazanılmış aplastik anemi, eritrosit hipoplazisi ve diğer anemilerde endikedir.

Kontrendikasyonları:
Testis ve prostat karsinomu, gebelik, hepatik bozukluk, kalp yetmezliği, göğüs karsinomu, nefrozis, nefrozisin nefrotik evresi ve etken maddeye duyarlılıkta kontrendikedir. Sarılık ve hepatotoksik etki görülmesi halinde tedavi bırakılmalıdır.

Yan Etkileri:
Glukoz tolerans testini etkileyebilir. Sarılık, karaciğer bozukluğu, virilizasyon, hepatosellüler karsinom, kramp, bulantı, diyare ve kusma gibi yan etkiler görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:
Antikoagülanlarla birlikte ve laktasyon döneminde kullanılmamalıdır.

BELOC Durules
Tablet

AstraZeneca

Etken Madde(ler):
Metoprolol tartarat 200 mg

Piyasa Şekilleri:
20 tabletlik ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Günlük doz 100-200 mg’dır. Sabahları tek doz 100-200 mg veya sabah ve akşamları iki eşit doza bölünmüş olarak 200 mg’dır.

Endikasyonları:
Beta1-selektif beta-blokerdir. Hipertansiyon (kan basıncını düşürmek, kardiyovasküler ve koroner mortalite ile morbidite riskini azaltmak), angina pektoris, supraventriküler taşikardi dahil olmak üzere kalp ritim bozuklukları, miyokard enfarktüsünün idame tedavisi, palpitasyonlu fonksiyonel kalp hastalıkları, migren proflaksisinde endikedir.

Kontrendikasyonları:
İkinci ya da üçüncü derece atriyoventriküler blok, kompanse olmayan kalp yetmezliği, klinik olarak belirgin sinüs bradikardisi, hasta sinüs sendromu, kardiyojenik şok, ağır periferik arteriyel dolaşım bozukluğunda kontrendikedir. Kalp hızı dakikada 45′in altında, P-Q aralığı 0.24 saniyenin üzerinde, sistolik kan basıncı 100 mm Hg’nin altında ve/veya ağır kalp yetmezliği olan akut miyokard enfarktüsü geçirdiğinden kuşkulanılan hastalara metoprolol verilmemelidir. Bileşimindeki maddelerden herhangi birine ya da diğer beta-blokerlere aşırı duyarlı hastalarda kontrendikedir.

Uyarılar:
Beta-bloker tedavisi gören hastalara intravenöz yoldan verapamil türü kalsiyum antagonistleri uygulanmamalıdır. Astımlı hipertansif hastaların tedavisi sırasında, ek olarak tablet ve/veya aerosol halinde beta2-agonist tedavisi de uygulanmalıdır. Metoprolol tablet tedavisine başlanırken beta2-agonist dozunun ayarlanması (yükseltilmesi) gerekebilir. Metoprolol tedavisi sırasında hipoglisemi belirtilerinin maskelenme ve karbonhidrat metabolizması ile etkileşim riski dikkate alınmalıdır. Metoprolol tedavisinden önce ve tedavisi sırasında kalp yetmezliği bulunan hastalar kompanse duruma getirilmelidir. Çok seyrek olarak, önceden varolan orta şiddetteki bir atriyoventriküler ileti bozukluğunun ağırlaşması mümkündür (atriyo-ventriküler bloka yol açabilir). Hastada artan bir bradikardi oluşursa metoprolol dozu azaltılmalı ya da yavaş yavaş kesilmelidir. Metoprolol, kan basıncını düşürücü etkisine bağlı olarak, periferik arteriyel dolaşım bozukluklarının belirtilerini şiddetlendirebilir. Feokromositoması bulunan bir hastaya metoprolol tablet tedavisiyle birlikte bir alfa bloker de verilmelidir. Ameliyattan önce anesteziste, hastanın metoprolol tablet kullandığı bildirilmelidir. Metoprolol tedavisinin aniden kesilmesinden sakınmak gereklidir. Beta-bloker tedavisinin kesilme döneminde, özellikle iskemik kalp hastalığı olduğu bilinenler yakından izlenmelidir. Beta-bloker tedavisinin kesilmesi sırasında, ani ölüm dahil koroner olayların riski artabilir. ß-bloker tedavisi gören hastalarda anaflaktik şok daha ağır seyreder. Gebelikte ve emziren annelerde ancak zorunlu olduğu takdirde kullanılmalıdır. Tüm antihipertansifler gibi, beta-blokerler de fetüsde, yenidoğan ve anne sütü alan bebeklerde istenmeyen yan etkilere (örneğin bradikardiye) neden olabilir. Nadiren halsizlik ve sersemliğe yol açabileceğinden, hastalar araç ve makina kullanmaları konusunda uyarılmalıdır.

Yan Etkileri:
Metoprolol iyi tolere edilir ve yan etkiler genellikle hafif ve geçicidir. Çok sık: Halsizlik. Sık: Bradikardi, postüral bozukluklar (çok ender olarak senkopla birlikte), ekstremitelerde soğuma, palpitasyon, sersemlik, başağrısı, bulantı, karın ağrısı, diyare, konstipasyon, egzersiz sırasında dispne. Seyrek: Kalp yetmezliği belirtilerinde geçici ağırlaşma, birinci derece atriyoventriküler blok, ödem, perikordiyal ağrı, parestezi, kas krampı, kusma, kilo alma, depresyon, konsantrasyon güçlüğü, uykusuzluk ya da uyku artışı, kabus, bronkospazm, deri döküntüsü (psoriasiform ürtiker ve distrofik deri lezyonları tarzında), terleme artışı. Ender: Kalp ileti bozuklukları, aritmi, ağız kuruluğu, karaciğer fonksiyon testlerinde bozukluklar, sinirlilik, anksiyete, empotans/seksüel disfonksiyon, rinit, görme bozukluğu, gözlerde kuruma ve/veya iritasyon, konjunktivit, saç dökülmesi. Çok ender: Ağır periferik dolaşım bozukluğu olan hastalarda gangren, trombositopeni, amnezi/hafıza güçlüğü, konfüzyon, halüsinasyon, kulak çınlaması, tat duyusu bozuklukları, fotosensitivite reaksiyonları, psoriasisde ağırlaşma.

İlaç Etkileşimleri:
Sempatik gangliyon blokerleri, diğer beta-blokerleri (ör. göz damlaları) ya da MAO inhibitörleri ile birlikte kullanan hastalar yakından izlenmelidir. Klonidin ile birlikte sürdürülen tedavinin kesilmesi düşünülüyorsa, beta-bloker tedavisi klonidin tedavisinden birkaç gün önce sonlandırılmalıdır. Verapamil ve diltiazem türü kalsiyum antagonistleri ve/veya antiaritmik ilaçlar ile metoprololün birlikte kullanıldığı durumlarda olası negatif inotropik ve kronotropik etkiler açısından dikkatli olunmalıdır. Beta-bloker tedavisi gören hastalara intravenöz yoldan verapamil türü kalsiyum antagonistleri uygulanmamalıdır. Beta-blokerler, antiaritmik ilaçların (kinidin ve amiodaron türü) negatif inotropik ve negatif dromotropik etkilerini arttırabilir. Beta-bloker tedavisindeki hastalarda, inhalasyon anestetikleri kardiyodepresan etkiyi güçlendirebilir. Enzim uyarıcı ve inhibe edici ilaçlar, metoprololün plazma düzeyini etkileyebilir. Rifampisin metoprololün plazma düzeyini düşürür, simetidin, alkol ve hidralazin metoprololün plazma konsantrasyonunu yükseltebilir. İndometasin ya da diğer prostaglandin sentetaz inhibitörleri, beta-blokerlerin antihipertansif etkisini azaltabilir. Belirli bazı koşullarda adrenalin beta-bloker tedavisi gören hastalara uygulandığında, kardiyoselektif beta-blokerler, selektif olmayan beta-blokerlere göre kan basıncı kontrolünü daha az etkiler. Beta-bloker alan hastalarda oral antidiyabetiklerin dozlarının yeniden ayarlanması gerekebilir.

Pulmoner stenoz, kalpten pulmoner artere (akciğer atardamarı) olan kan akışının tıkanması durumudur.

Hafif ya da orta derecede tıkanmada genellikle semptom görülmez. ileri derecede tıkanmaya maruz kalan bir yeni doğmuş bebekte deride morarma mevcuttur ve kalp yetmezliği işaretleri görülür.

En kötü vakalarda, doğumu izleyen ilk ay içinde konjektif kalp yetmezliği ortaya çıkmaktadır.

Hafif ya da orta derecede stenoz bulunan çocuklar normal bir yaşam sürebilirler, ancak bir doktor tarafından düzenli olarak kontrol altında bulundurulmaları gerekir. Daha ağır stenoz vakalarında ameliyat gerekir.

Aort daralması (büzülmesi) tıkanma yerinin yukarısında kan basmcının artması sonucunu doğurur. Genellikle semptom yoktur. Ancak bu duruma başka kalp anomalilerin de eşlik etmesi nedeniyle kalp yetmezliği gelişebilir.

Semptom görülmemesi durumunda tıkanma, önemli düzeyde olduğu belirlenirse çocuk 2 ile 5 yaşları arasındayken ameliyatta gönderilmelidir; bu sayede daha ileride ortaya çıkabilecek komplikasyonlar da önlenmiş olur.

Kronik Böbrek Hastalığı, böbreğin tamamen veya %80 fonksiyonunu kaybetmesi ve görevini yerine getirememesi demektir.

Türkiye’de birçok sayıda kronik böbrek hastası bulunduğu tahmin edilmektedir.

Bütün bu insanların, yaşamlarını devam ettirebilmesi için tedaviye ihtiyaçları vardır.

Şunu bilmeliyiz ki, böbrek hastalığı her insanda, her yaş döneminde oluşabilir.

Genelde hastalığın gelişmesi aşamalı olmaktadır. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »


Türkçesi “Edinsel Bağışıklık Yetmezliği Sendromu” olarak ifade edilen AIDS i, çağımızın en korkunç hastalıklarından biri olarak nitelendirebiliriz. AIDS hastalığının etkeni bir virüs olup kısaca HIV olarak adlandırılmaktadır. Bu virüsün 2 tipi vardır; HIV - 1 dünyada en yaygın görülen AIDS etkeni virüsüdür. HIV - 2 ise daha nadir olarak görülür, ancak batı Afrika da sık rastlandığı bildirilmiştir
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Hepatomegali , hepatosplenomegali

Tanım

Karaciğerin büyümesidir ( hepatosplenomegali ise karaciğer ve dalağın her ikisinin büyümesidir ).

Doktorunuza başvurun DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Akdeniz anemisi ya da tıptaki adıyla Talasemi ; Akdeniz ülkelerindeki ırklarda görülen, doğacak çocuğa anne-babasından ”Beta Talasemi” geninin sirayetiyle kalıtımsal olarak geçen bir çeşit “kansızlık” hastalığıdır. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Halk arasında damar sertliği olarak bilinen “ateroskleroz”, atar damarların esnekliğini kaybedip kalınlaşması ile oluşan bir damar hastalığıdır. Atardamarlar,vücudun canlılığını devam ettirmesi için şart olan kanı organlara taşırlar. Atardamarların 3 tabakası vardır. Bazı faktörlerin etkisiyle en içteki tabaka tahrip olur ve bu tahrip olan bölgeye kandaki kolesterol,pıhtılaşma faktörleri…vb maddeler birikmeye başlar.Kolesterolün damar duvarında birikmesi ile damar kalınlaşır ve damar iç hacmi daralır ve kan geçişi azalır. Ayrıca pıhtılardan kopan parçalar vücudun başka bölgelerinde daha küçük damarların tıkanmasına yol açabilir.

Damar sertliği, sadece kalp damarlarını değil, beyin, böbrek ve çevre damarlarını da ilgilendirir. Türkiye de kalp ve damar hastalıklarından ölümler, tüm ölümlerin %34’ünü oluşturmaktadır.

Kalbin kasılmasını sağlayan miyokard adı verilen kas tabakasının beslenmesi (oksijenlenmesi) , ”koroner” denen (kalbe özel) damarlar vasıtasıyla gerçekleştirilir. Ateroskleroz veya başka bir nedenle miyokard’a gelen kan miktarı azalırsa, myokard yeterli seviyede oksijenlenemez; ve ”iskemi” (dokunun kanlanamaması) meydana gelir. İskemi, koroner kalp hastalığına neden olur. Kalbin myokard kas tabakası, tam beslenemediği için yeterli kasılamaz, bu da hastada kendini ”angina pectoris” (göğüs ağrısı) şeklinde gösterir. Koroner kalp hastalığında en çok korkulan olay; koroner damarlardan hiçbirinin,h kalp kasının kanlanmasını (dolayısıyla oksijenlenmesini) yeterince sağlayamaması, böylece kalbin kasılamaması ve vücuda kan gönderememesidir. Bu olay halk arasında kalp krizi olarak bilinen “myokard infarktüsü”dür.

Vücuttaki kan damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi tıp dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip, zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı darlaştırmasıdır. Belirtileri baş dönmesi, baş ağrısı, titreme, yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme gücünde zayıflama, sinirlilik veya damarın sertleştiği bölgelerde ağrılar görülür. İlk belirtiler görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur. Hastanın neşe ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır. damar sertliği teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır. Ayak damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.

başdönmeleri
Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır: Kulak ağrısı. Araç tutmaları. Ani hava değişimi. Bazı göz hastalıkları. İlaç zehirlenmeleri. Düşük veya yüksek tansiyon. damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları. Kansızlık ve kan hastalıkları. Mikrobik hastalıklar. Beyin hastalıkları. Sara ve bazı ruh hastalıkları. Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir.

bayılmalar
Geçici olarak uyanıklık halinin kaybolmasına halk arasında bayılma tıp dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmıştır. Bayılmanın nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekliği, gebelik, kansızlık, damar sertliği ve kalp hastalıklarıdır. Bayılmadan önce baygınlık hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alır. Arkasından da terleme, çarpıntı, göz kararması ve baş dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk iş hastayı hemen yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatılır.

kanda kolestrol yüksekliği
Kolestrol, kanda, sinirlerde, beyinde, karaciğerde, dalakta, böbrek üstü bezlerinde ve safrada bulunan, yağ yapısında, kristal gibi beyaz görünümde bir maddedir. Görevi dokulardaki su dengesini sağlamak, alyuvarları zehirlere karşı korumak, sinir dokularının dayanıklığını sağlamak ve deri altında, dışarıdan gelecek mikroplara karşı koruyuculuk yapmaktır. 100 gram kanda; 180-230 miligram kolestrol bulunur. Bu miktar normaldir. 230 miligram kolestrol miktarı, kanda kolestrolün yükselmiş olduğuna işarettir. Tedavi edilmezse; damarsertliği, beyin ve kalpteki ince damarların tıkanmasına neden olur. Meydana Gelişi : Böbrek üstü bezleri, husyeler, yumurtalıklar bünyenin ihtiyacı olan kolestrolü imal ederler. Ayrıca hayvansal yağlar, süt, yumurta ve bitkisel hormonlarla da kolestrol alınır. Kanda, kolestrolün yükseldiğini anlamak için bir seri test yapmak gerekir. Ayrıca, hastanın cildinde oluşan sarı lekeler, göz altlarında beliren siyah halkalar, göz akında görülen sarı lekecikler, genel yorgunluk, iştahsızlık, hazımsızlık, baş dönmesi, baş ağrısı, görme zayıflığı, ağız acılığı, nefes ve ter kokusu kolestrolün yükselmiş olduğuna işaret olabilir.

katarakt
Göz merceğinin bulutlanıp, görmenin bozulmasına halk arasında aksu, akbasma veya göze perde inmesi adı verilir. Çoğunlukla 50 yaşından sonra görülür. Nedeni göz yaralanması, şeker hastalığı, gözün uzun süre ışığa maruz kalması, damar sertliği veya beze hastalığıdır. Bazen doğuştan da olabilir. En çok rastlananı yaşlılığın neden olduğu katarakttır.

kolesterol
Hayvansal ve bitkisel yağların içerisinde bulunan, karaciğer tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde, damar sertliğine neden olur, ve bazanda safra pigmentleri ile birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar.

nevralji
Sinir ağrısına tıp dilinde nevralji denir. Bilhassa, yüzde ve başta hissedilir. Ama vücudun diğer taraflarında da bulunabilir. Nedeni soğuk algınlığı, şeker hastalığı, damar sertliği, veya ağrı yapan sinir yakınında meydana gelen herhangi bir hastalıktır.

şeker hastalığı
Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir. Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg. Orta derecede 130 mg. 190 mg. Ağır derecede 160 mg. 215 mg. 2 çeşit şeker hastalığı vardır. - Şekersiz Diabet : Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir. - Şekerli Diabet :Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir. Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar. Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür. İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür. Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir. İki çeşit şeker koması vardır. - Diabetik Koma :Daha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır. - Şeker Eksikliği Koması : Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir. Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.

şişmanlık
Şişmanlık, alınan kalori miktarının yakılan kaloriden daha fazla olması sonucu ortaya çıkan bir metabolizma bozukluğudur. Tıp dilinde obesite denir. İstatistiklere göre şişmanların daha çabuk yaşlandıkları, şeker hastalığı, damar sertliği, kalp hastalıkları, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları, tansiyon yüksekliği, akciğer hastalıkları, romatizmal hastalıkların tehdidi altında bulundukları belirtilmektedir. Bu nedenle şişmanlıktan kurtulmak için diyet ve beden hareketleri yapmak gerekir.

tansiyon yüksekliği
Büyük tansiyonun kişinin yaşına göre yüksek olmasına halk arasında tansiyon yüksekliği, tıp dilinde ise hipertansiyon denir. Bir çok hastalıkta tansiyon yüksekliği görülür. Mesela kalbin sol bölümünün büyümesinde, böbrek hastalıklarında, damar sertliğinde, kan hücrelerinin çoğalmasında, şişmanlıkta ve iç salgı bezleri hastalıklarında kan basıncı artar. Tansiyon yüksekliğinin belirtileri arasında yorgunluk, sinirlilik, çarpıntı, baş dönmesi, uykusuzluk, baş ağrısı vardır.

SAYFA 1 12»