Parmak emme bebeklerde yaygındır. Bebeklerin sadece yüzde 6’sı ilk doğum gününden sonrasında bu alışkanlığı sürdürür. Sadece yüzde 3′ü ise ikinci doğum gününden sonra da bunu devam ettirir.
Parmak emenlerin çoğu 4 yaşına geldiklerinde, konunun ebeveyn ve çocuk arasında bir iktidar mücadelesi ya da derin bir şekilde müzmin bir alışkanlık haline gelmesi dışında bu uygulamayı bırakırlar.
Parmak emme ciddi bir sorun değildir. Ne var ki, çocuğun bebeksi bir görünüm almasına neden olur. Bu durum emsalleri arasında gülünç duruma düşmesine yol açar. Üstelik ileri yaşlarda devam eden parmak emme daha sonraki yıllarda ortodontik tedaviyi gerekli kılacak şekilde dişlerinde normal hizasını bozabilir.

Çocuğunuz 4 yaşında küçük olup parmağını emiyorsa çocuğu önemsememeye ve dikkatini başka yere çekmeye çalışın. Asla cezalandırmayın, hor görmeyin ya da elini çekip ağzından çıkarmayın. Bu yöntemler sorunu daha da kötüleştirir.
Yaşça büyük okul öncesi çocukta, gurura başvurabilirsiniz. Çocuğunuza dişlerinin nasıl dışarıya doğru eğildiğini ve parmağın kırışmış derisini gösteriniz. Çocuğunuzu bu hareketi yaparken yakalarsanız tatlılıkla hatırlatınız. Parmağını emmediğini gördüğünüzde bol bol övünüz.
Uyurken parmak emme isteğe bağlı olmadığından, çocuğunuzun uykusu derinleştiğinde son bulur.

Diş oyuklarının yüzde seksen ile doksanı suyun florlanması, fırçalama, iyi beslenme ve düzenli olarak dişçiye kontrole gitmeyi içeren bir dizi önlemlerle önlenebilir.
Bazı ebeveynler dişlere ait sağlık bilgisinin, sorun çıkmadan önce çocuğun belirli bir yaşta olması gerektiğini varsayarlar. Gerçekte bebeğinizin tek bir dişi çıkar çıkmaz günlük bir bakım programına başlamanız gerekir. Bir yaşından küçük çoğu bebeklerin dişlerini fırçalamaları kastedilmemekle birlikte hiç olmazsa yemeklerden sonra dişlerini bir yaş bezle silebilirsiniz.
Fluorid
Çocuğunuz iki haftalıktan 12 yaşına gelene dek fluorid, diş çürümelerini engelleyen önemli bir maddedir. Diş minesi boşluğunu dirençli kılan fluorid diş çürümelerini yüzde 25′e kadar azaltır. Fluorid tipik olarak ya içme suyuyla ya da bir vitamin ilavesiyle alınır. Fluoridin su kaynağına katıldığı bir bölgede yaşıyorsanız, çocuğunuz tüm yararlarını görmesi için günde en az yarım litre su içmelidir (Türkiye’de uygulanmıyor). Şehir suyu kaynağınız fluorid içermiyor ya da bir kuyunuz varsa bir ek tavsiyede bulunması için çocuğunuzun doktoruna veya dişçiye danışınız. Dişlerin yüzeyine fluorid uygulanması da bazı çocuklar için faydalı olabilir.
Diyet
Çocuğunuzun bir biberonla yatmasına izin vermeyiniz. Süt veya meyve suyu da dahil, su dışında herhangi bir şey içeren bir şişeyle uyumak özellikle ön dişlerde şiddetli çürümeye neden olabilir. Şekere gelince, çocukları ondan bütünüyle uzak tutmak fiilen imkânsızdır. Dişlere yapışan ya da ağızda kalan şekerli yiyeceklere sert şeker ve karameller dahildir.
Şekerli maddeleri yemek zamanıyla sınırlamaya çalışmanız ve ardından yemekten hemen sonra, çocuğunuzun dişlerini fırçalamasında ısrar ediniz. Bazı ebeveynler şekerli maddeleri bir “ödül” olarak günün belirli saatlerinde örneğin yemekten hemen sonra ve şeker yedikten sonra derhal dişlerini fırçalaması koşuluyla vererek sınırlayabileceklerini fark ettiler. Sebzeler ve meyveler diş çürümelerini azaltmakla kalmayıp çocuğunuzun beslenmesi için daha faydalıdır.
Fırçalama ve iple Temizleme
Çocuğunuz bir yaşına gelmeden ona yumuşak kıllı bir diş fırçası satın alınız. Okul öncesi bir çocuğu dişlerini fırçalamaya teşvik etmek iyi olmakla birlikte, uygun temizliğin yapılmasını temin etmek için de ona ihtiyacınız olacaktır. Çocuk diş fırçalamaktan hoşlanmıyorsa, onunla ilgili bir oyun kurunuz. Çocuğunuz sizin dişlerinizi fırçalarken, siz de onunkini fırçalayın. Mümkün olduğunca dişler her yemekten sonra fırçalanmalıdır. Yemekten sonra suyla çalkalama ya da bir bardak su içmek de yararlıdır.
Çocuğunuz 3 yaşına kadar yılda iki kere ve dişlerde bir anormallik ya da diş ağrısı görülür görülmez dişçiye gitmelidir.

Çocuk mavi gözlü mü, elâ gözlü mü, kısa boylu mu, uzun boylu mu, tombul mu, cılız mı olacak? Bu yeni insanın cildi güneşte hemen mi yanacak, yoksa güneş ışığı altında tatlı bronz bir renk mi kazanacak? Erkek mi, yoksa kız mı olacak? Çocuk sağlıklı mı olacak, yoksa bir sakatlık veya genetik hastalıkla mı doğacak?


Tüm bu soruların yanıtını genlerin (biyolojik kalıtım birimleri), çocuğun içinde geliştiği toplumsal ve fiziksel ortamlarla etkileşimi belirlemektedir.

Genetik, kalıtım araştırmasından oluşan bir bilimdir. Öncelikle bireyin karakteristiklerinin kaynağının ve bu karakteristiklerin çocuklara geçmesinin araştırılması ile ilgilenir. Tıbbi genetik,


kalıtımla hastalıklar arasındaki ilişki ile ilgilenen insan genetiği dalıdır.

Döllenme anında babanın spermi annenin yumurtasına (ovum) girmektedir. Tohum hücreleri olarak anılan ovum ve spermde 23′er adet kromozom bulunur. Aşılanma sürecinde sperm ve yumurtanın birleşmesi sonucunda 46 kromozomlu bir birey ürer. Her kromozom bir-çok gen içermektedir. Genler yavrunuzun, kuşaktan kuşağa geçen karakterlerinin çoğunu belirleyen unsurlardır. Genellikle bu belirleme olaysız olarak gerçekleşir. Ancak bazen, beklenmedik değişiklikler ya da genetik kusurların nedenlerinin çoğu bilinmiyorsa da, radyasyon, virüsler ve kimyasal maddeler gibi çeşitli çevresel etkenler, belirlenebilen faktörler arasında yer almaktadır.

Genetik kusurların üç temel kategorisi, mutasyona uğramış (mutant) tek gen, kromozom anomalileri ve çok etkenli bozukluklardır.

Bir “tek mutant gen”, kusurlu olan genetik malzemenin diğerlerinden farklı bir birimdir. Bir tek mutant genin geçmesinden kaynaklanan bir bozukluk üç basit kalıtım modelinden birini gösterin 1) Otozomal dominant, 2) Otozomal resesif, 3) X bağlı.

Otozomal terimi, cinsiyet genleri dışındaki tüm genlerde bulunan herhangi bir kromozom için, dominant terimi de anne veya babanın birinden yavruya geçmesi durumunda belirgin bir kusur oluşmasına yol açan bir gen için kullanılır. Bir otozomal dominant mutant genin bir yavruya geçmesi olasılığı yüzde 50′ dir. Resesif terimi, gen çiftinin her ikisi de anormal olmadıkça klinik bir etki ortaya çıkarmayan bir geni anlatır. Buna göre, otozomal resesif bir kalıtım hastalığı yalnızca, ana veya babanın her ikisin-den birer anormal gen alınırsa ortaya çıkar. Otozomal resesif mutant bir genin bir yavruya geçmesi olasılığı yüzde 25′dir. Kistik fibroz, orak hücreli anemi, fenilketonüri ve renk körlüğü gibi hastalıklar tek genlerin mutasyonundan kaynaklanmaktadır.

X bağlı bozukluklardan sorunlu genler X kromozomu üzerinde yer almaktadır. Dişi, iki X kromozomuna sahipken, erkeğin yalnızca bir X kromozomu bulunur. Tüm X bağlı kalıtım süre-cinin önemli bir özelliği, birey özelliklerinin er-kekten erkeğe (yani babadan ogula) geçmesi-nin söz konusu olmamasıdır. X bağlı bir özellik babadan oğula geçemez, çünkü ogula babanın yalnızca Y kromozomu geçmekte, X kromozomu asla geçmemektedir. Alternatif olarak, erkeğin X kromozomu her zaman kız çocuğuna geçecektir.

“Kromozom anomalileri”, genetik


malzemede

 aşırılık ya da eksiklik yaratabilecek bir durum olan, bir ya da daha çok kromozomun eksik, aşırı ya da anormal düzenlenmiş olmasından kaynaklanır. Kromozom anomalilerin-den kaynaklanan doğum kusurları doğan her 250 bebekten birinde görülmektedir. Ayrıca, erken düşük yapan annelerin yaklaşık yüzde 50 ile 60′ında fetusda bir kromozom anomalisi bulunmaktadır.

Down sendromu kromozom anomalisine bir örnektir. Kromozom anomalileri genellikle, büyüme gecikmesi, zihin özürlülüğü, iskelet bozuklukları ve yaşamsal organlarda kusurları içeren birden çok sakatlığa neden olurlar.

“Çok etkenli kalıtım”, anormal genlerin çevre faktörleri ile etkileşerek konjenital (doğuştan olan) bir kusur veya hastalığın ortaya çıkmasına neden oldukları süreçtir. Bu sürece kaç genin karıştığı bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar genlerin normal koşullar altında zararsız olduğuna inanmaktadır. Ancak, belirli çevresel koşullarla bir araya geldiklerinde bu genler, gelişmekte olan bebekte anomalilere neden ola-bilirler. Bu çevre etkenlerinin bazıları arasında annenin gebeliği sırasında aldığı ilaçlar, alkol ve yine annenin diyabet gibi hastalıklardan müstarip olmasıdır; çoğu durumda dış etkenler bilinmemektedir.

Nedeni belli olmayan hipertansiyon, diabetes meJiitus, peptik ülser hastalığı ve şizofreni gibi yetişkinlerin kronik hastalıklarının çoğunun, ve ayrıca yaygın doğum kusurlarının büyük bir bölümünün (dudak ve damak yarıkları, spina bifıda ve konjenital kalp hastalığı gibi) ailelerde mevcut olduğu uzun süredir bilinmektedir. Bunların yerleştirileceği en uygun kategori çok etkenli hastalıklar kategorisidir.

Dudak yarığı veya konjenital kalp kusurları gibi yaygın doğum kusurlarının çoğu genellikle nispeten düşük bir nüksetme riski taşımaktadır; % 3-5 kadar. Ancak bazı ailelerde risk çok daha yüksek olabilir. Tek mutant genlerden kaynaklanan bozukluklar daha yüksek bir nüksetme riski eğilimi gösterir - %25-50 kadar-ancak bazı durumlarda risk neredeyse O’a düşebilmektedir. Bir genetik uzmanı genellikle, aile geçmişini (hikâyesinin) ve doğum kusuru ya da genetik hastalığın niteliğini dikkatle analiz ettikten sonra ana babaya nüksetme riski-ne ilişkin oldukça kesin bir tahminde buluna-bilmektedir. Laboratuar testleri ana babadan birinin anormal bir kromozomun taşıyıcısı olup olmadığını belirleyebilir. Benzer şekilde, bu testlerle genellikle bir tek gen bozukluğu taşıyıcılarını da tespit edilebilmektedir.

Bir neden ortaya çıkarıldıktan ve kusur ile o kusurun çocuğunuza geçmesi olasılıkları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanızdan sonra gebe kalıp kalmamaya karar verebilirsiniz.

Bazen ana babalar, çocuklarının bir oluşum anomalisi ile ya da geri zekâlı olarak doğmalarından kendilerini suçlarlar. örneğin anne, bu durumun gebeliği sırasında bir enfeksiyon nedeniyle aldığı ilaçtan kaynaklandığını düşünebilir. Bazı ilaçların bebeklerde kusurlara neden olduğu bilinmektedir; diğerlerinin ise güvenli olduğu düşünülür. Genel olarak en iyisi, gebelik sırasında, özellikle ilk 3 ay süresince, her türlü gereksiz ilaçtan uzak durulmasıdır. Ancak bazen, tedavi edilmediği takdirde annenin hastalığının, gelişmekte olan bebek üzerinde ilacın kendisinden daha zararlı olabileceği için ilaç alınması gerekli olmaktadır

Özellikle sırt, ense veya yüzde meydana gelip, kıl diplerinin iltihaplanmasıyla beliren bir çeşit çıbandır. Küçük, kırmızı ve sert bir şişliktir. Büyüdükçe, ağrı artar, fakat çoğu zaman baş verme görülmez. Kör çıbanları kesinlikle sıkmamak ve kurcalamamak gerekir.

İnsan vücudunda kılların dibinde başlayıp süratle büyüyen bir iltihaptır. özellikle sırt, ense ve yüzde meydana gelir. nedeni stafilokok cinsi mikroptur. tıp dilinde füronkül denir. kan çıbanı küçük kırmızı ve sert bir şişliktir. büyüdükçe ağrısı ve gerginliği artar. en sonunda baş verir. bir süre sonra da orta kısmı yumuşar, sarılaşır ve içindeki cerahat boşalır. kabuk döküldükten sonra da yerinde ufak bir iz kalır. kan çıbanlarını, kesinlikle sıkmamak ve hatta dokunmamak gerekir. Tedavi için doktorunuza başvurunuz

Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda ön planda ağrı ve hareket kısıtlılığına bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara genel olarak romatizma adı verilmektedir.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Tıp dilinde Enuresis denir. Altına ve yatağına işeyen çocuklar;genellikle anne ve babasından yeteri kadar sevgi ve ilgi görmeyen çocuklardır. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

Estetik dünyasının son dönemdeki en popüler uygulaması; çok yönlü botoks! Bu tedaviyi görenler; yalnızca 15 dakikada hem kırışıklıklarından, hem de migren ağrılarından kurtulabiliyor….. Çok yönlü botoks, son günlerin en popüler estetik uygulamaları arasında yer alıyor. Op. Dr. Zekeriya Kul, kırışıklıkların giderilmesinden migrenle mücadeleye kadar birçok alanda etkili olan bu uygulama ile ilgili sorularımızı yanıtladı:
DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN »

ABD’de yapılan bir araştırma, gençlerin bir çeşit cilt hastalığı olan akne hakkında yanlış bilgiye sahip olduğunu ortaya koydu


Alabama Üniversitesi uzmanları tarafından yapılan araştırma gençlerin büyük korkuları olan sivilceler hakkında yeterince bilgiye sahip olmadıklarını ortaya koydu. Uzmanlar, aknenin gençlerin yüzde 80′inde çeşitli düzeylerde görülebildiğini, vakaların ancak yüzde 30′una tıbbi işlem gerektiğini belirttiler.

Yüzlerini yeterli sıklıkta yıkamadıkları için sivilcelerden kurtulamadıklarına inanan gençlerin yanlış düşündükleri, sık sık yüz yıkamanın tam aksine sivilceleri azdırabileceği bildirildi. Uzmanlar, yüzdeki sivilcelerle fazla oynanmaması gerektiğine de dikkat çektiler.

Bazı doktorların sivilceli gençlere çikolata yememelerini ve kola içmemelerini salık verdikleri, oysa aknenin genellikle hormonsal nedenlerden kaynaklandığı kaydedildi.

Akne için etkili tedavi yöntemlerinin bulunduğu, ilaçlara duyarlılık gösterilmeyen vakalarda kliniklerin devreye girebildiği belirtildi. Kliniklerde akneden kaynaklanan izler yok edilebiliyor.

Eğer yüzünüzde sarkma yoksa cerrahın kapısını çalmayın. Yüzde sarkmayı önleyici ameliyat yoktur, sarkmayı tedavi edecek ameliyat vardır

estetik bakış / DR. SERDAR EREN

Günün birinde aynaya baktığımızda ve yüzümüzün yerçekimine yenildiğini fark ettiğimizde kendiliğinden başımızı dik tutarak yüzümüzü gergin görmeye çalışırız. İşte bu an face lifting ile tanışma zamanının geldiğinin sinyalleridir.
Sarkmamış bir yüzde kuvvetli mimik adalelerinin ortaya çıkardığı kırışıklıkları yüz germe ameliyatı ile yok etmek mümkün değildir. Bu yalnızca adalelerin fonksiyonunun giderilmesi ile mümkün olur -ki bu da hareketsiz, ifadesiz bir yüz görünümü yaratabilir.
Yılların ve yaşam şartlarının geride bıraktığı izleri yok etmek hastalarımın birincil isteklerindendir. Yüz bundan dolayı “ruhun vitrini”
olarak tanımlanır. Kişi yüz adalelerinin yansıttığı ifade tarzıyla iç dünyasını dışa vurur. Yüzde çirkin bir görünüm yaratmak için 60 adalenin kasılması gerekirken bir gülüş için 10 adalenin fonksiyonu yeterlidir.

Yüz uyum içinde yaşlanıp sarkar. Dolayısıyla gerilmesi de uyum içinde olmalıdır
Yüzde gerilmesi gereken aşağı doğru sarkmış üç bölüm vardır: Alın, yanaklar ve boyun.
Yüzün yaşlanması ve sarkması bir uyum
içindedir. Dolayısıyla gerilmesi de uyum içinde olmalıdır. Hastalarım genellikle yüzün bir bölümünün sarkmasından şikayet eder ve bu durumun düzeltilmesini isterler. Çünkü kendileri aynanın karşısında defalarca iki parmakları ile o sarkmış bölgeyi gerdirmişlerdir. En güzel örnek de boyun derisini baş ve işaret parmağı
arasında tutup kulak arkasına çekmeleridir. Çünkü en çok göze çarpan sarkıklık oradadır. Ancak yüzün diğer bölgelerini eski durumunda bırakıp sadece boynu germek uyumu bozduğundan aslında tüm yüze ameliyat edilmiş bir yüz görünümü verir.
Oysa yüz germe ameliyatından sonra yüzün gençleşmiş ifadesi doğal olmalı ve yüz yapısı
uyumunu korumalıdır. Ameliyatın sonucu kişinin görünümünü yıllarca geriye bile götürse, bu genç görünüm hastanın yakınlarınca bilinen, hafızalardaki tanıdık yüz ifadesinden uzaklaşıp yabancı bir yüz gibi algılanmamalıdır.
Bence bir plastik cerrahın en hoşuna gidebilecek söz, hastasına başkalarının “Ameliyatın çok güzel yapılmış” yerine “Çok güzel, genç ve dinlenmiş görünüyorsun” demesidir. Bu da ancak yüzün iyi bir analizden sonra uyumu koruyucu bir strateji ile ameliyat edilmesiyle mümkündür.
Bu kazanılmış güzel görünüm kişinin sosyal ve duygusal yaşamını mutlaka pozitif bir şekilde etkileyecektir. Kişinin kendine güveni artacak, kendini daha iyi hissedecektir. Ama bu etkiyi fazla abartıp da, Dr. Ulrich Hinderer’in söylediği gibi, bu tür estetik ameliyatları her zaman “bıçak ile psikoterapi” diye tanımlamak doğru değildir.

Face lifting’in yaşı yoktur, dokuda sarkmanın olup olmadığı önemlidir
Face lifting kötü anıların ve duyguların bıraktığı izleri silebilir ama yaşanmakta olan ruhsal çöküntüyü asla… Hastalarımın ruh dünyalarında fırtınaların estiği ve benim fark etmediğim anlarda yaptığım yüz estetiği operasyonları hem hastanın hem de benim başımı ağrıtmıştır. Yüz germe ameliyatı isteyen hastalarıma şunları söylüyorum: “Eğer kendinizi genç, canlı ve dinamik hissederken aynaya baktığınızda yorgun ve yaşlı bir yüz görüyorsanız, bu farklılığı
ameliyatla gidermek istemeniz normaldir.”
Yüz germe ameliyatı denilince hemen aklınıza tüm yüz derisinin, deri altı yapılarından ayrılıp bütün kırışıklıkların giderilerek gerilmesi gelebilir. Bütün kırışıklıklar giderilirse mimiksiz bir yüz ortaya çıkar ki bu, yüze bir maske görünümü verir. Oysa alın ortasındaki, göz ve dudak etrafındaki kırışıklıklar ilave yöntemlerle ayrıca tedavi edilebilir.
Hastaların konsültasyonlarda hep sorduğu bir soru vardır: “Bu yüz germenin etkisi ne kadar sürer?” Benim verdiğim yanıt ise “ömür boyu”dur. Sık sorulan ikinci soru ise şu: “Bu
ameliyatı şimdi mi yaptırayım, yoksa daha bekleyeyim mi?” Ben bu soruyu karşı bir soru ile cevaplandırmak isterim: “Sizi mutlu edebilecek, beğendiğiniz, hoşunuza gidebilecek bir şeye sahip olma imkanınız olduğunda, bu mutluluğu hemen yaşamak mı yoksa 4-5 yıl ertelemek mi istersiniz?” Kısacası face liftingin yaşı yoktur, dokuda sarkmanın olup olmadığı
önemlidir. Yüzünüzde hiç sarkma yoksa plastik cerrahın kapısını çalmanıza da gerek yoktur çünkü yüzde sarkmayı önleyici ameliyat yoktur, yüzde sarkmayı tedavi edecek ameliyat vardır. Bunun yaşı ise sarkmanın belirginleşmesi ile başlar. Yapılacak ameliyatın metodu ve kapsamı da bu sarkmanın derecesi ile alakalıdır. n