3-6 yaş döneminde çocuk dokunma yoluyla kendisini ve cinsel organlarını tanımaya başlar. Çocuğun cinsel organlarını elleyerek tanımaya çalışması çoğu kez büyükleri çok rahatsız eder. Çocuğa karışarak “dokunma,yapma”, “ellersen kötü olur”, erkek çocuklarda “keserler,kopar,çürür” şeklinde yanlış yaklaşımda bulunurlar. Bu gibi hatalı sözler çocuklarda korku, endişe ve utanma duyguları yaratacağından , son derece sakıncalıdır.

Dokunma yoluyla cinsel organını keşfeden çocuk zamanla tesadüfen zevk almaya başlar ve bunun sonucunda mastürbasyon yaptığı görülebilir. Küçük çocuğun rastlantı sonucu kendini tatmin etmesi normaldir ve zararlı sayılmaz. Sıkça başvurulan bu cinsel uyarılma türü annelerin sandığı ölçüde korkulacak bir durum değildir. Bebekliklerinde çok uzun süre kendi başlarına bırakılan çocuklarda bu duruma daha sık rastlanır. Canı sıkılan, sevgi ve ilgi eksikliği duyan, bilişsel açıdan uyarı ve doyumdan yoksun kalan çocuklar, kendilerine haz ve doyum sağlayan tek kaynak mastürbasyon olduğu için devamlı masturbasyon yapma ihtiyacını hissederler. Çocuğu korkutup yıldırmakla bunun önüne geçilemez. Olsa olsa gizliliğe zorlanır. Onu korkutmadan ve konuya değinmeden başka bir şeyle oyalayarak dikkatini başka bir yöne çekmek genellikle yeterli olur. Bir saplantı şeklinde olursa, çocuk için evde-okulda nelerin eksik olduğu bulunmalı, bu doyumsuzluk ve çatışmaların nedenlerin aranmalı ve bunların giderilme yolları aranmalıdır. Bu amaçla uzman denetiminde aile yönlendirilerek, olumsuz, yakın çevre ortamı yeniden düzenlenebilir.

Çocuklar,cinselliklerinin farkına vardıkları 3 yaşından itibaren, zaman zaman ana babalarını şaşırtıp, zor duruma düşürecek sorular sorarlar. Doğru olan, bu soruları doğal karşılayıp, anında çocuğun yaş ve gelişim seviyesine göre fazla detaya inmeden yanıtlamaktır.

Çocuk cinselliği anlamaya çalışırken ilk önce fantezilerden yola çıkar. Bunu hipotezler evresi izler. Şüphesiz bu evrede yine fantezilerin izi vardır. Hipotez yaratıcıları belirli bir yaştan önce üremenin sindirim sistemi ile olduğunu düşünürler. Açıklamalar şöyledir: Anne çocuğu olsun diye ilaç ya da küçük bir tanecik içer ve ya (babanın rolünü katmak için) babanın idrarını içer. Diğer bir hipotez, çocuğun anüsten çıktığıdır. Bazen yetişkinlerde bu açıklamayı daha kolay bulurlar. Kimi yetişkinler de bu açıklamayı daha kolay bulurlar. Kimi yetişkinler,çocuğun anne kalbinde büyüdüğünü söylemekle annenin çocuğunu ne kadar sevdiğini vurguladıklarını düşünürler. Bir yerden sonra,çocuğun cinsellik ile ilgili hipotezlerine mantık katılır. Çocuk çevreden aldığı bilgileri rasyonalize eder. Bu bilgiler,parça parça, yanlış ya da çelişkili bilgilerdir. Çocuk yetişkinden bunların doğru olup olmadığını öğrenemediği için, kendi olanakları, mantığı ve duyarlılığı ile çözmeye çalışır.

Çocukların cinsellikle ilgili sorduklara sorulara, eksik ya da kaçamak cevaplar vermek neredeyse bir gelenektir. Bu tür sorular karşısında yetişkinin mimikleri,ses tonu,kelimeleri seçimi, bedeninin gerginliği ya da gevşekliği ve çocuğu istekli veya isteksiz biçimde dinlemesi, sorularını dürüstçe cevaplaması, çocuğa ana-babasının duyguları hakkında bilgi verir.

Çocuğa “nereden geldiği” konusunda bilgi verme yasağı kimi zamanda susarak gösterilir. Bu yasak o kadar ağırdır ki,çocuk, soru sormaması gerektiğini bilinçsizce hissedebilir. Sorusuna cevap aldığı kimi zaman, ana babanın konuşma biçimleri,esrarlı ses tonlarıyla kendilerini anlatmada serbest olmadıklarını ortaya koyar. Bu tavır çocuklarca, “Bununla ilgilenmek yasaktır!”diye anlaşılır. Bu da, çocukların meraklarını iki kat arttırır, araştırmalarını derinleştirir. Ama ne yazık ki, yapılanlar hep bir hata duygularıyla karışır. Cinsel bilgi konusunda yardımsız olan çocuk, sonuçta doyumsuz bir merak edinir ve suçluluk duygusuyla yüklenir. En kötüsü cinsel olayların pek güzel bir şey olmadığı, bu yüzden ilgilenilmemesi sonucuna varır. Sonuçta ilgilenilen konunun yasak,pis ya da günah olduğu inancı yerleşir. Bilinçaltına itilen bu inanç, birçok yetişkin insanın hayatını etkiler. Çünkü , böyle yasak bir atmosferde hata ve utanç kavramlarıyla gelişen cinsel hayat,meraklar ve normal ihtiyaçlar,kişiyi ilerde kuracağı evlilikte güzel,sağlıklı,mutlu bir fizik ve sevgi kavramına götüremez.(Haluk Yavuzer,1990)

Cinsel olaylardan hiç söz etmemek, çocuğa bu duygularını daha çok bastırması gerektiği izlenimimi verir. Cinsellik “tabu” durumuna gelir, giderek düşünme bile yasaklanır. Çocuk böylece susar, soru sormaktan yayar ve görünüşte bu konulara ilgi göstermez. Ancak içinden, bebeklerin nereden geldikleri,erkekler ve kızlar arasındaki fark, niçin yalnız “evli” insanların çocuğu olduğunu sorar durur. Bu durumda en büyük tehlike, bu soruları daha bilgili bir arkadaşın cevaplamasıdır. Bu cevaplar, çocuğun ana-babasına olan güvenini kaybettirir.

Sözel bilgi, çocuğa bir şey saklandığı izlenimini vermemelidir. Basit, kesin, somut bilgi zihni karıştırmaz. Sözel bilgi verirken önceden hazırlanmış düşüncesi yaratılmamalıdır. Gebelik ve doğum gibi olaylardan dikkatle söz edilmelidir. Bu konuda annenin bilgi vermesi daha uygundur. Doğumun acı veren yönü üzerinde durmak yerine,anne olmanın güzelliği ve sevinci anlatılmalıdır.

Cinsel ilişki hakkında bilgiyi, annenin kız çocuğa, babanın erkek çocuğa vermesi daha yerinde olur. Böylesi daha doğaldır. Ancak her zaman sonuç böyle olmayabilir. O zaman çocuk, hangi ebeveyne soru yöneltiyorsa,cevabı veren o ebeveyn olmalıdır. Bilgi veren yetişkinle özdeşleşme,duygusal olgunlaşmayı kolaylaştırır. İlgilerin gelişimine göre,giysi ve saçla cinsiyet ayrımından sonra cinsel organların farklılığı keşfedilir, erkek ve kız kardeşlerin ortak yaşamı bunu sağlar.

Üç yaşına doğru, çocuklar kız-erkek ayrılığını sezip incelemeye koyulurlar. Kız çocuk, erkek çocuğun cinsel organı ile daha erken ilgilenmeye başlar. Kendinde olmadığı için üzüntü duyar ve bunu açığa vurur. Buna tanık olan yetişkinin canı sıkılır. Oysa açıkça dile getirilen duygular için rahatsız olunmamalı,gereken açıklama yapılmalıdır. Açıklama: “Kadının çocuk dünyaya getirmesi için böyle bir yapıya ihtiyacı vardır”dan daha karmaşık olmamalıdır. Erkek çocuk,kendi cinsel organından gurur duyar. Bu sebeple, kız çocuğununkiyle ilgilenmez, çünkü bunu bir eksiklik olarak görür. Bu olaylara çevre aşırı önem vermezse çevrede vermez.

Çocukların cinsellikle ilgili sordukları çeşitli sorular şu şekillerde yanıtlanabilir:

-Ben nasıl doğdum?

Çocuk bu soruyu sorduğunda hemen o anda yanıt verilmelidir. Ona, “Sen karnımdaki özel bir şeyde büyüdükten sonra vücudumda karnımın altında bebeğin dışarı çıkabilmesi oluşmuş bir açıklıktan dışarı çıktın” denebilir.

-Neden erkeklerin bebeği olmaz?

Çünkü erkeklerin vücudunda bebeklerin büyümesini sağlayan küçük bir yuvacık yoktur.

-Evlenmemiş kişilerinde bebeği olabilir mi?

Evet. Her yetişkin kadın ve erkek bebek sahibi olabilir. Fakat evlenmeyi beklemeleri, bebeğin bir ailesi ve yuvası olması daha doğrudur.

Cinsel eğitim ne çok erken, ne de çok geç olmalıdır. Çocuğun gelişim düzeyine uymayan bilgi, güçlük yaratır. Çocuğa istendiği anda basit, kısa, gerçek, endişesiz cevap verilmelidir. Çocuklar bu cevapları unutabilirler,fakat yinelemek gereksizdir. Bilgilerin içselleşmesi için belirli bir zaman gereklidir. Çocuklara verilecek cinsel eğitimde sabırlı ve hoşgörülü olmak, endişeye kapılmamak, onun seviyesine inmek ve olası değişik söz ve davranışları olgunlukla karşılayıp, çözmeye çalışmak, çocuğun gelecekteki cinsel yaşamının mutlu ve sağlıklı olması bakımından son derece önemlidir.

Bazı aydın ve ileri görüşlü geçinen ailelerde çocuktan hiçbir şey gizlenmeyerek cinsel eğitimin doğru verildiği sanılır. Bunlar örneğin ortalıkta açık saçık hatta çıplak dolaşır; çocukla birlikte yıkanırlar. Bu çeşit davranışlar çocuğun merakını gereksiz yere kamçılar. Kavranmaya hazır olmadığı gözlemlerle aklı karışır. Ayrıca ailenin bu tutumu, toplumun cinsel davranışlardan beklediği gizlilik ve anlayışla çelişir. Ancak, anne ve babaların, çocukların kendilerini banyoda tesadüfen çıplak görmeleri durumunda büyük bir tepkide bulunmamaları gerekir. Bu tür bir davranış,çocuğa bir şeylerin yanlış olduğu, cinsel organların utanç verici olduğu ve başkalarından her zaman gizlenmesi gerektiği düşüncesini verir. Çok küçük çocuğun önünde çıplak dolaşmamaya özen göstermeli, ancak çocuğun aniden gelmesi halinde giyinmeyi normal bir şekilde sürdürerek yöneltilecek bazı soruları cevaplamaya hazır olunmalıdır.

Çocuğun cinsel kimlik kazanmasında en önemli etken özdeşim olayıdır. Cinsel özdeşim yaklaşık 3 yaşından itibaren oluşmaya başlar. Çocuk erkek ve kız davranışlarını anne ya da babasına özendiği için, onlara benzemek istediği için benimser. Kız çocuklarla annesi, erkek çocuklarla babası arasındaki ilişki ne kadar yakın ve olumlu ise özdeşim o denli kolay oluşur. Cinsel gelişimin yolunda gitmesi için bazı koşullar gerekir. Cinsel kimlikleri olgunlaşmış ve iyice belirlenmiş anne ve babayla büyüyen çocuk bu gelişmeyi önemli bir güçlüğe uğramadan tamamlar. Erkekte toplumun aradığı nitelikleri taşıyan bir baba, çocuğuna iyi örnek olacaktır. Kadın kimliği belirgin bir anne, kızına iyi bir özdeşim örneği olacağı gibi, oğluna da erkek kimliği geliştirmesinde yardımcı olacaktır. Erkek çocuklarını kız ya da kız çocuklarını erkek gibi yetiştirmek çocuğun cinsel kimliğinin gelişimini engelleyebilir. Ayrıca kişiliği baskın annesini model alan erkek çocuk, kız oyunları oynamaya ve süslenmeye başlayabilir. Eğer baba da otoriter ise,çocuk anneye daha çok yaklaşıp yumuşak bir kişilik geliştirilebilir. Ergenlik çağına doğru bu davranışları onaylanıp, hiçbir önlem alınmıyorsa, bu çocuklarda cinsel kimlik sapması görülebilir. Cinsel kimlik gelişiminde ebeveynin yapması gereken en önemli hareket, doğru model oluşturmak ve çocuktaki yanlış davranışların üzerine gitmeden nedenini araştırmak ya da bir uzmana başvurmak olmalıdır.

Uyum bozuklukları genelde geçici ve hafif durumlar için sözkonusudur. Yani bebeğin normal gelişimi içinde karşılaştığı stres faktörlerine geçici ve hafif şekilde verdiği cevabı gösterir. Bu durum travma oluşturacak kadar şiddetli değildir ve hiç önemsenmeyecek kadarda belirsiz değildir . Yani bu iki uç kutup arasında kalır. Uyum güçlüğü var diyebilmemiz için çocuğun yaşına uygun gelişimi , çevre şartları , açık stres faktörleri göz önüne alınmalıdır.

Uyum güçlüğü bebek veya küçük çocuğun kendi kişilik özellikleri , aile yapısı ve çevre şartlarının durumuna göre değişen derecelerde gösterdiği geçici bir reaksiyondur. Uyum güçlüğünde bebekte görülen sıkıntılar hiçbir zaman dört aydan uzun sürmez. Dört aydan uzun sürer ise o zaman başka psikiyatrik tanıların ve sıkıntıların olduğunu düşünmek gerekir.

Çocukta görülebilecek belirtiler olarak sessizleşme , yavaşlama , hareketlilikte azalma veya artma , hırçınlık, üzgün bakış , karşı gelme , uyumaya karşı koyma , öfke krizleri veya çabuk sinirlenme , tuvalet eğitimi ve alışkanlığında zorluk ve problemler , uyku sorunları , iştah değişiklikleri ve problemleri sayılabilir.

Uyum bozukluğu oluşturabilecek nedenler arasında bebeğin bakım vereninin değişmesi , annenin işe başlaması , anne baba arasındaki ilişki bozuklukları , bir evden diğerine taşınma , çocukta olabilecek hastalıklar , ailedeki fertlerde değişik psikiyatrik ve bedensel hastalıklar vb gibi durumlar sayılabilir.

Uyum bozuklukları durumunda bebeğin gösterdiği belirtilerin geçmemesi ve giderek ağırlaşması durumunda bebek ve bakımverenin bir çocuk psikiyatristine giderek durumu değerlendirmeleri ileride olabilecek psikopatolojileri önleme açısından önemlidir.

Genelde bebeklik yıllarında insanın travma ve önemli zararlı olaylara karşı bedensel savunma mekanizmaları işlemez . Bebek travmanın bütün etkisini ve şiddetini yaşar. Toplum olarak bebeklerin anneleri ve babaları ile güven ve sevgi ortamında büyümeleri sağlanmaya çalışılır. ama bazen anne babaların elinde olmadan minik bedenler bazı travmalara maruz kalabilir. bu travmalar onların o andaki ve sonraki dönemde hatta bütün hayatları boyunca etkilerini devam ettirebilmekte ve bir çok psikolojik sorunun doğmasına zemin hazırlamaktadır. genelde bebeklerin birşey hissetmediği ve olayların farkında olmadığı gibi yanlış bir kanaat vardır ama bu son derece yanlış bir anlayıştır. Daha anne karnında iken çocuğun dış dünya ile psikolojik etkileşimi başlar . Bu nedenlerden dolayı çocuğun anne karnından itibaren travmatik olaylardan uzak kalması ve bu türlü olayları hiç yaşamaması çok önemlidir.

Bu zaman olarak hayatın kısa ama çok önemli evresinde yani bebeklik döneminde insanın karşılaştığı olaylara tepkisi de elbette ki erişkinlerden farklı olmaktadır. Travma olarak bazen anne babaların haricinde gelişen olaylar yaşanmak ile birlikte , bazı durumlarda ise bizzat o minik canlının dünyaya gelmesine vesile olan ve seçme şansı olmadığı anne babası tarafından çocuğa yapılan yanlış veya kasıtlı davranışlar onlarda travmatik yaşantıların oluşmasına ve psikolojik durumların bozulmasına neden olur.

Travmatik yaşantı bizzat çocuğa yönelik olabileceği gibi çocuğun şahit olduğu bir olay ile de olabilir. Genelde bu travmatik yaşantı sıradışı , şiddetli , tehdit edici , kişiyi çaresiz bırakan ve o kişi için çok sıkıntı vericidir. Ve bu olay ile birlikte bebekte bazı belirtiler ortaya çıkar . Bu belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz ; genelde yaşanan olaydan sonra o olayı tekrar tekrar yaşama durumu olur bu yaşama durumu, oyunlarda , rüyalarda , göz önüne gelen görüntülerde olabilir. Bebek normal gelişim dönemi ve mevcut kişilik yapısından beklenmeyecek derecede hissizleşme belirtileri (içe çekilme , duygusal kısıtlılık , kazanılmış becerilerde geçici kayıp , oyun oynamada ve hoşça geçirilen vakitlerde azalma ) olabilir. Daha önce olmayan bazı belirtilerin ( sevdiklerinden ayrılmak istememe , yalnız başına kalmak istememe , kızgın ve öfke dolu davranışlar , daha önce olmayan korkular ) ortaya çıkması. Bebeğin aşırı tedirgin ve tetikte olması ( uykuda bozukluklar ,yeme bozuklukları, dikkat toplamakta zorluklar , çabuk irkilme ) gibi.

Yukarıda saydığımız belirtiler genelde travmadan hemen sonra yavaş yavaş belirgin hale gelmeye başlayabilir. Travmadan aylar sonra bile travmayı hatırlatan bir olay veya başka nedenler ile ortaya çıkabilir. Yapılması gerekenler olarak öncelikle çocuğun bu durumunun farkına varılması ve bir an önce bir çocuk psikiyatristi ile durumun değerlendirilmesi önemlidir. Bu durumun çocukta olabilecek diğer durumlar ile ayrırıcı tanısının yapılması gerekir. Anne babaın sevgi ve güven mesajları kuvvetlendirilmelidir. Çocuğun travması ile ilgili oyun terapisi , psikoterapi (yaşa göre) , gerekirse de ilaç tedavisi uygulanmalıdır. Eşlik eden belirtilere göre tedavi ve destek bir an önce ön plana çıkarılmalıdır.

Bu yaş grubundaki çocukların çoğu için yemek yemek, hayatın koşmak, zıplamak, oynamak gibi zevkleri yanında sanki bir tür zaman kaybıdır. Yemek zamanı geldiğinde, onları sofraya oturtmak bile başlı başına sorun olabilmekte. Sağlıklı bir yemek alışkanlığı/disiplini kazandırabilmek, çocuğun tüm hayatını olumlu yönde etkileyecektir, ve biraz ciddiye alınmalıdır.

Sağlıklı yemek alışkanlığı
Çocuğun sağlıklı yemek alışkanlığı kazanabilmesi için, ailenin sağlıklı yemek alışkanlığı olmalıdır. Yemekler, tüm ailenin- en azından o anda evde olanların biraraya geldiği, bir seremoni, sohbet havası içinde olmalıdır, ki, çocuk da o ortamın içinde olmak istesin. 2 yaşından itibaren, çocuğunuz, sofradaki yerini almalıdır. 3 öğün uygun yemek ve 2 ara öğün, sağlıklı beslenmeiçin yeterlidir.

Yine bu yaştan itibaren, çocuk kendi yemeğini kendi yemesi yönünde cesaretlendirilmelidir. 3 yaşına gelmiş çocuk, artık nerdeyse tamamen kendi yemeğini yeme yeteneğini kazanmıştır. Bu yaşta çocuğa, yemek yedirmek değil, yemek konusunda öneriler gereklidir; “yemek yerken konuşma”, ” küçük lokmalar al” gibi. Yine de, 3 yaşında çocuk, yemek yerken tek başına bırakılmamalı, özellikle fındık, şeker, çiğ sebze-meyve vb gıdaları yerken gözlem altında tutulmalıdır, tatsız kazalarla karşılaşabilirsiniz.

Aileyle birlikte yemek yemek
Gıda allerjisi olmayan 2 yaşında bir çocuk, sofraya oturup, herkesle birlikte yemeğini yemelidir. Bu durumda, çocuk, çevresinde gördüğünü uygulayacak, siz ne yapıyorsanız onu yapacaktır. Siz su içiyorsanız o da içecek, siz çorbayı bırakıp, kimi sebzeleri yemiyorsanız, o da benzer tercihlerde bulunacaktır. Çocuğa yemek alışkanlığı kazandırmak, aynı zamanda siz anne-babaların da yemek alışkanlıklarını gözden geçirmesini gerektirmektedir. Biz hekimler, günlük işimiz sırasında, en çok “yemeyen çocuk” yakınmasıyla karşılaşırız, ve biraz soruşturunca, yemeyen çocuğun, “yemeyen aile”nin ürünü olduğunu görürüz. En azından çocuğunuzun iyiliği için, bu arada, yemek düzeninizi organize etmeye çalışın. İşte, sağlıklı beslenme ve beslenme alışkanlığı için yapabileceklerimiz:

Sağlıklı gıda maddeleri satın almak, sebze ve meyve çeşitleri, değişik tahıllar, baklagiller. çocuğun, yemek seçimini, sizin sağladığınız gıdalardan yapmasını sağlamak, düzenli yemek ve ara öğün saatleri belirlemek, her sabah düzenli kahvaltıya oturmak, şekerli içeceklerden ve yağlı ara öğünlerden kaçınmak, zira bu tür gıdaların kendi sağlıksız olmakla kalmıyor, sağlıklı gıdaları yiyecek “yer” kalmıyor. fazla tuzdan kaçınmak; 1 yaşına kadar yemeklere hiç tuz katılmamalı, ancak biz hekimler “doktor bey, sebze maması çok tatsız, biraz tuz atınca daha severek yiyor” diyerek, 6-7. ayda bebeklerimizi tuza alıştırıyoruz. yüksek kalorili meyvalı ve kolalı içecekler yerine çocuklara su içirmek, sofrada ailece su içmek kafeinli gıda ve içeceklerden kaçınmak-çikolata gibi yemek saatlerinde ailece sofraya oturmak

3-5 yaş çocuklarında, her öğünde aynı yemeği istemek, yada reddetmek yaygın bir davranış biçimidir. Çocuğun ne yediğini, her öğünde ayrı ayrı hesap yaparak ona baskı uygulamak yerine, ona sürekli uygun gıdalardan oluşan bir menü sunarak, genelde sağlıklı beslenmesini sağlayabiliriz. Porsiyonları küçük tutmak, onda bitirme isteği uyandıracaktır. Biraz büyüdükten sonra, çocuğu yemek işine alışveriş aşamasından katarak, yemeğin hazırlanışında , sofranın kurulmasında ondan yardım isteyerek daha iyi sonuç alabiliriz. Ona sunulan farklı tatları bir lokma bile almadfan reddetse de, umudunuz kırılmasın. Bebeklikten itibaren, yeni bir gıda verirken allerjik bir tepki olup olmadığına dikkat edin, döküntü, nefes alma güçlüğü gibi belirtiler oluşursa, hemen doktorunuzu arayın.

Ev dışında sağlıklı beslenme

2-5 yaş arası çocuk, değişik nedenlerle sık sık ev dışında yemek yiyebilir. Dışarda ya da başka evlerde yenen “sağlıksız” yemekler, ne yazık ki, çocukların daha çok hoşuna gider. Önemli olan, çocuğun bunun “kırkyılda bir” olacağının bilincinde olması.

Okulda ya da kreşde çocuğunuz düzenli olarak yemek yiyorsa, her bir öğünde ne verildiğiyle ayrıntılı olarak ilgilenin, öğrenin. Yemekleri uygun bulmuyorsanız müdahale etmekten çekinmeyin. Gerekirse, diğer anne-babalarla görüşerek, daha sonuç alıcı girişimlerde bulunabilirsiniz. Eminiz ki, bilinçli anne baba, çocuklarının sağlıklı beslenmesi için elinden geleni yapacaktır.

 

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

 

Difteri Tetanoz Boğmaca (Karma Aşı)

 

Difteri

Tetanoz

Boğmaca

Hastalık etkeni nedir?

Bakteri

Bakteri toksini

Bakteri

GünümüzdeTürkiye’de bu hastalığı görüyor muyuz?

Seyrek olarak evet

Evet

Oldukça sık

İnsandan insana bulaşıcı mıdır?

Evet

Hayır

Fazlasıyla

Ne yolla bulaşır?

Öksürük, aksırık gibi solunum/hava yoluyla

Derideki sıyrık ve kesilerden

Öksürük, aksırık gibi solunum/hava yoluyla

Hastalık bulaşırsa ne olur?

Soluk alma güçleşir

Ciddi kas kasılmaları olur

Ağır öksürük atakları, sonrasında nefes alamama

Ölüme yol açar mı?

Evet

Evet

Evet

Aşının kısa adı nedir?

DTaP ya da DTP

DTaP, DTP, Td

DTaP, DTP

Toplam kaç doz aşı gerekir?

5

5 –her 10 yılda 1 doz tekrar

5

Aşılama ne zaman yapılır?

2,4,6,15 ay. & 4-6 yaş

2,4,6,15 ay. & 4-6 yaş

2,4,6,15 ay. & 4-6 yaş

Aşının sık görülen yan etkileri nelerdir?

Hafif ateş, aşı yerinde ağrı ve şişlik, huzursuzluk

Hafif ateş, aşı yerinde ağrı ve şişlik, huzursuzluk

Hafif ateş, aşı yerinde ağrı ve şişlik, huzursuzluk

Aşının seyrek yan etkileri nelerdir?

Konvülziyon (havale),

Durdurulamayan ağlama, yüksek ateş

Konvülziyon (havale),

Durdurulamayan ağlama, yüksek ateş

Konvülziyon (havale),

Durdurulamayan ağlama, yüksek ateş

Aşı kimlere kesinlikle yapılmamalıdır?

Önceki dozda ciddi allerjik reaksiyon veya aşıdan sonraki 1 hafta içinde havale geçirenler

Önceki dozda ciddi allerjik reaksiyon veya aşıdan sonraki 1 hafta içinde havale geçirenler

Önceki dozda ciddi allerjik reaksiyon veya aşıdan sonraki 1 hafta içinde havale geçirenler

Konuşma, duyma ve görüntü sorunları bir çocuğun öğrenme yeteneğini etkileyebilir. Bunların çoğu başarıyla tedavi edilebilir ya da en azından şiddeti azaltılabilir. Çoğu kez anahtar faktör erken teşhistir. Okul öncesi yıllarda keşfedilen duyusal bir sorun çoğu zaman çocuğun entelektüel gelişimi üzerinde onarılmaz etkiler yapmadan önce çözülebilir.
Bundan dolayı küçük bir çocuğun periyodik muayenelerinin görme ve duyma testleri içermesi önemlidir. Göz sorunlarıyla ilgili bir geçmişi ya da belirtisi olmayan çocuklar bile 4 yaşına kadar bir göz doktoruna gitmeliler.
Aşağıda öğrenme sorunlarına neden olabilecek bazı duyusal kusurlar açıklanmıştır.
İşitme Düzensizlikleri
Konuşmayı ve dili geliştirmek için bir kişinin duyması zorunludur. Bu nedenle çocukluğu süresince görülen hafif bir işitme kaybı veya bir kulakta işitme kaybı çocuğun dili kazanmasında negatif bir etki yapabilir. İşitme güçlüğü arttıkça öğrenme sorunu büyümektedir.
5 yaşından küçük çocukların % 4′ünün her iki kulağında da işitme güçlüğü olduğu ve % 10 kadarının da tek kulakta işitme güçlüğü olduğu tahmin ediliyor.
İşitme kaybının dört türü küçük çocuklarda bulunmaktadır. İletken işitme kaybı sesi dış kulaktan iç kulağa kadar ileten sistemdeki aksaklıklara bağlıdır. Sensorinöral işitme kaybı ise kulak salyangozuna ait kıl hücrelerinin ya da işitme sinirinin anormalliklerinin bir sonucudur. Karışık işitme kaybı, hem bir iletken ve hem de bir duyu siniri işitme kaybı olduğunda meydana gelir. Merkezi işitsel düzensizlikleri, merkezi sinir sistemindeki işitme merkezinin bir fonksiyonsuzluğunun sonucudur.
Çocuğunuz tamamıyla sağır olarak doğmuşsa sorun yaşamın ilk altı ayında şüphe uyandırabilir. Sağırlık tek taraflı ise muhtemelen çocuğunuz 12 ile 24 aylık olana kadar teşhis edilemez. Bu noktada çocuğunuz dil gelişmesini ve öğrenmenin kritik aşamalarını zaten kaçırmıştır. Bu nedenlerden dolayı, işitme kaybının üst riskinde oldukları düşünülen birçok bebek çoğu zaman yaşamın ilk altı ayında teste tabi tutulur.
Bir işitme kaybının etkilediği bir çocuğun öğrenme yeteneğinin kapsamı kaybın şiddeti ve etkilenen frekansların alanına bağlıdır. Üstelik çocuk dili gelişiminin, öğrenme ve gelecekteki eğitim başarılarının sonucu kaybın meydana geldiği yaşa ve sorunun ne kadar çabuk keşfedildiğine ve tedavinin başladığına bağlıdır.
Bazı işitme kayıpları ilaçla tedavi edilebilir. Diğerleri cerrahi uygulamayla tedavi edilebilir. Bir işitme desteği çocuğun duyduklarını yükseltir ve bu çocuğun normal olarak işlev görmesini sağlayan tek, en önemli araç sayılmaktadır.
Özel eğitimin belirli formu özellikle işitme kaybının ılımlı olduğu zaman bile, genellikle gereklidir. Eğer kayıp az ise konuşma ve dil terapisiyle sınırlanabilir. Daha ağır durumlarda, çocuğunuzun okul hayatı boyunca özel eğitim programları gerekebilir.
Son olarak işitme kaybı olan bir çocuğun ebeveyni çocuğun gelecekteki akademik başarısının önemli bir unsuru olduğunu bilmelisiniz. Çocuğunuzun duyduklarını nasıl en fazlalaştırabileceğini öğrenmeye gereksiniminiz vardır. Başkalarının dudak hareketlerinden anlam çıkarma ve işaret dili gibi teknikler yardımcı olabilir. Böyle teknikleri öğrenmek için bir kurs bulabilirsiniz.
Konuşma ve Dil Düzensizlikleri
Bazı hastalıklar, okulöncesi çocuğunuzdaki dili anlamaya ek olarak kelimeler ve cümlelerin telaffuzunun normal gelişmesine müdahale ederler. Aşağıdaki paragraflar az bir dereceden, belirlenmiş bir dereceye kadar önemli ölçüde gelişimi geciktirebilen sorunları tanımlamaktadır.
Topyekun gelişim yavaşlığının bir parçası olan ciddi bir şekilde gecikmiş konuşma ve dil gelişimi oturma, ayakta durma, yürüme ve tuvalet eğitimi gibi diğer alanlarda da yavaşlamaya yol açar. İşitme kaybı konuşma ve dil düzensizliklerinin nedeni olabilir.
Nörolojik düzensizlikler de konuşma ve dil zayıflığına yol açabilirler. Bu düzensizlikler beynin dil bölgelerine zarar verecek şekilde kas gücü ya da koordinasyonu eksikliğini içerirler.
Ebeveynler arasındaki çatışmanın yol açtığı duygusal uyarı ve dilin çevresel mahrumiyeti, ayrılık veya çocuk istismarı, dil ve konuşma düzensizliklerine katkıda bulunabilirler.
Normal telaffuzun açıkça başarılamaması, dil gelişimi, kekemelik veya çocuğunuzun konuşma ya da anlayışında diğer sapmalara ilişkin endişeleriniz varsa uygun teşhis ve özellikle tedavi için aile doktorunuzla veya bir konuşma dil uzmanıyla irtibat kurunuz. Bu aşama çocukluktaki dil ve konuşma düzensizliklerini birçok durumunda önemli ve kazançlı olabilir.
Görme Sorunları
Okul öncesi yıllar birçok görme bozukluklarının teşhis ve tedavisinde çok önemlidir. Kimisi ciddi, kimisi ise miyopluk gibi sadece öğrenme güçlüğü yaratma yeteneklerinde ciddidirler. Bu sorunlar salık verilen gözlükle kolayca giderilebilir. Okul öncesi yıllarda yakalanıldığında, basit görme sorunları bir çocuğun öğrenimi üzerinde zıt bir etkide bulunmaz.

Birçok durumda kaba ve ince motor kontrol gelişimi düzgün olarak işler. Yine de bazen bir çocuk yaşıtlarının gerisine düşer. Örneğin çocukların çoğu 12 ile 15 aylıkken yürür. Ancak 20 aylık olduğu halde yürümeyen çocuğa ne demeli? Bir terslik mi var?
Hem ince (el becerilerinde kullanılan kaslar), hem de kaba (yürümek, sıçramak ve atlamak için kullanılan daha büyük kaslar) motor fonksiyonunda çeşitli gecikmiş gelişme tipleri vardır.
Bazı ince motor fonksiyonsuzluk tipleri, bir okul öncesi çocuğun çizgi çizmesini veya resim yapmasını güçleştirir, ya da ayakkabılarını bağlamayı öğrenmesini geciktirir. Bu çocuklardan bazıları yan göz koordinasyonunda zayıflıklar gösterir. İnce motor fonksiyonsuzluğu olan bazı çocuklar bir boyalı kalemi doğru bir şekilde tutamazlar. İnce motor becerilerindeki sorunlarından dolayı bu çocuklar okula gittiklerinde sık sık güçlük çekerler.
Atlama ya da sıçramada yeteneksizlik gibi gecikmiş kaba motor becerileri olan ya da hantal çocuklar çoğu kez utangaç ve içine kapanık olurlar. Bunlar atletizm takımına daima en son seçilen çocuklardır. Sonuç olarak çoğu zaman zayıf bir görünüm geliştirirler.
Gecikmiş psikomotor gelişiminin nedeni aileden gelmekle birlikte genellikle meçhuldür.
Çocuğunuzun psikomotor gelişmesinde bir gecikmeden şüpheleniyorsanız, sorunlarınızı doktorunuza iletin. Bir sorun olup olmadığını saptayabilen testler vardır.
Motor becerilerinde bir gecikme varsa, çocuğunuzun kendine saygısında önemli bir kaybı olur. Ebeveyn olarak onun gelişimini sabırla izleyerek ve anlayarak çocuğunuzun kendine saygı duygusunu korumanıza gerek vardır. Eğer sabırsızsanız, eninde sonunda “yetişse” bile çocuğunuzun kendine güveni zarar görür.

Okul öncesi çağı çocukları yaşamlarının bir bölümünde her şeyin mümkün olduğu hayali bir dünyada yaşarlar. Bu yıllar süresince, oyun çoğu zaman taklit etrafında döner. Bazen bir çocuk için taklidin nerede bitip gerçeğin nerede başladığını bilmek güçtür. Buradan hareketle 3 yaşındaki çocuğunuz parfüm şişesini kıranın kendisi olmadığını, sarı şapkalı yeşil bir adam olduğunu söyleyebilir. Çocuğunuz kelimenin gerçek manasıyla yalan söylemiyor. Çocuğunuzu ne cezalandırmalı, ne de ara sıra böyle hikâyeler uyduruyor diye kendini suçlu hissetmesine yol açmalısınız.
Ne var ki bazı çocukların günün büyük bölümünde kendi hayallerinde yaşadıkları görülür. Eğer çocuğunuzun gerçekten inandığı hayal ürünü bir arkadaşla çok fazla zaman harcadığı görülürse çocuğunuzun gerçek yaşamının gerçekten ilginç olup olmadığını kendinize sorabilirsiniz. Kendi özel rüya dünyasında yaşayan bir çocuğun ya arkadaşlarla daha fazla zaman harcamaya ihtiyacı olabilir ya da ebeveynlerinden yeterince ilgi göremiyordur.

18 ay ile 3 yaş arasında çocuklar “hayır”ın en sevdikleri kelime olduğu bir dönem geçirirler. Sizin çocuğa ne söylediğiniz önemli değildir.
Çoğu zaman alacağınız yanıt vurgulu bir “hayır”dır.
Küçük kızınıza “banyo küvetinde kalmak ister misin?” diye sorduğunuzda “hayır” cevabım verir. “Peki o halde banyo küvetinden çıkmak ister misin?” “Hayır.”
Çocuğunuz sizi kasten kızdırmaya çalışıyor gibi görünse de öyle değildir. Bu sadece bağımsızlığa giden uzun yolun bir adım öncesidir.
Kimi zaman gelişimin güç bir aşaması olan bu dönemi geçirmek çok sabır ve iyi bir mizah anlayışı gerektirir. Negativizmin arasındaki bir çocuğun ebeveyni iseniz, her ebeveynin bu dönemden geçtiğini unutmayınız.
Aşağıda bu yolu daha az sarsıntılı geçmenize yardımcı olabilecek bazı öneriler verilmiştir.
1. Çocuğunuzun negativizmini çok ciddiye almayınız.
2. Çocuğunuzu “hayır” dedi diye cezalandırmayınız.
3. Çocuğunuza seçenekler veriniz: “Kırmızı pantolonu mu yoksa yeşil pantolonu mu giymek istersin?” Kabul edilebilir seçeneklerden birisini ona seçtirmek çocuğunuza bir özgürlük ve denetim duygusu verecek, daha büyük olasılıkla onu işbirliğine yöneltecektir. (Sadece tek cevabı olduğunda soru sorarken dikkatli olunuz). Örneğin, çocuğunuza eğer oturmasını istemiyorsanız yatma zamanı, yatmak ile oturmak arasında bir seçenek sunmayınız.
4. Çocuğunuza faaliyetler arasında bir geçiş süresi veriniz. Örneğin, eğer çocuğunuz eğleniyor, ancak oyun alanının terk edilmesi gerekiyorsa ona yeterli süreyi verin.
5. Kuralları kolaylaştırınız. Bu yaştaki çocukların ev kurallarından oluşan uzun bir listeyi izlemeleri olası değildir. Çocuğunuzun tabağındaki bütün havuçları yemesinin gerekip gerekmediği gibi önemsiz konuları tartışmaktan kaçınınız. Çocuğunuzla günlük karşılıklı etkileşimlerinizin negatife değil, pozitife yönelik bir ağırlık taşıdığından emin olunuz.
6. “Hayır” demekten kaçınınız. Çocuğunuzun sizi, taklit edebileceği bir kişi olarak, uzlaşılabilir bir kimse olarak görmesini istersiniz.

Zaman zaman bir kemiğin kırılması veya bir kasın gerilmesi dışında, çocukların çoğunun kaslar, kemikler ve eklemleriyle ilgili ciddi sorunları olmaz.
Yine de çok sayıdaki gelişme modelleri, okul öncesi yaştaki çocuklarda görülebilir.
Düztabanlık ya da içe basma gösteren parmaklı ayak durumu, bacak çarpıklığı ve yay bacaklılık, çoğu çocuğun bacak gelişiminin normalde izlenen örnekleri süresince geçirdiği aşamalardır. Örneğin, bebeklerin ayak parmakları içeriye doğru bükülmeye eğilim gösterir, ayakların düztaban olduğu görülür. Bunun nedeni, şişman bebeklerin çokluğudur. Ne var ki çocuk zayıfladıkça kemerler 5 yaşına kadar belirginleşir.
Benzer şekilde bacaklar, doğumdan yaklaşık 2 yaşına kadar geçen süre içerisinde alışıldığı üzere yavaşça eğilir. Daha sonra yeni yürümeye başlayan çocuğun bacakları çoğu zaman zıt yönde haddinden fazla eğilir ve 3 yaşına kadar çarpık bacaklı bir görünüm verir. Normalde bacaklar 7 yaşına kadar düzelir.
Bu değişmeler okul çağı süresince devam etse bile, nadiren tedaviye ihtiyaç gösterir. Genellikle onların nedeni hastalık değildir.
Düztabanlık
Kemerler belirgin değilse çocuğunuzun ayakları düztabandır. Şişmanlıkları ayaklarını düztaban gösteren bebeklerin düztabanlıkları için endişelenmeye gerek yoktur. Bununla birlikte kemerler 5 yaşa kadar ayırt edilemiyorsa, çocuğun ya esnek ya da sabit düztabanlığı olabilir.
Esnek düztabanlık sadece çocuk ayakta dururken belli olur. Parmak uçlarına basarken ya da ayak herhangi bir ağırlık taşımıyorsa kemerler yeniden ortaya çıkar. Esnek düztabanlık, soyaçekime yönelimli olup Yahudi ve zenciler arasında daha çok yaygındır. Ayaklar hareketli olup acı duymaz ve mükemmel bir kas gücüne sahiptir. Esnek düztabanlığı olan çocuklar aynı zamanda içeriye doğru kıvrılan ayak parmakları olmaya eğilim gösterirler.
Esnek düztabanlık genellikle tedavi gerektirmez. Bununla birlikte, ayaklar aşırı derecede düz taban olursa, çocuğunuzun doktoru sıkı bir ayakkabı içerisinde bir kemer desteği salık verebilir. Bu, ayağı düzeltmemekle birlikte ayağı germeden uzun yürüyüşlere izin verir.
Sabit ya da katı düztabanlık doğuştan kemik bozukluğuyla meydana geldiğinden daha büyük bir soruna yol açar. Çocuğunuzun doktoru durumun bu olup olmadığını anlamak için röntgen kullanacaktır. Sorun özel ayakkabıyla giderilemiyorsa bir ameliyat, sorunun çözümü için uygun olabilir.
İçe basma gösteren ayak parmağı
İçe basma gösteren ayak parmağında, parmaklar içeriye doğru bükülmüştür. Yeni doğan bebeklerin çoğu bu çeşit ayak parmaklı olup rahimdeki fetüse ait pozisyonlarından kalma bir durum arz ederler. Genellikle ayak parmakları içeriye doğru, sivri uçlu bir şekilde kıvrılmış olarak uyurlar. Daha sonra yürümeye başladıklarında ayaklan çoğu zaman dengelerini korumak ve düztabanlık, yay bacaklar ve çarpık bacaklar gibi durumları telafi etmek için içeriye doğru döner.
Bu koşul genellikle 5 yaşına kadar kendi kendine ortadan kalkar. Devam ettiği takdirde doktorunuz, çocuğunuzun ayakta duruşunu ve yürüyüşünü izler ve aynı zamanda röntgen çekebilir. Doktor; uyluk, incik, topuk kemiklerini yada ayağın içeriye doğru döndüğü doğuştan kemik bozuklukları gibi içe basma gösteren ayak parmağına yol açan hastalıkların mevcudiyetini kontrol eder. (Nadiren, beyin felci buna neden olur).
İçeriye kıvrılmış ayaklar üzerinde oturmak ya da uyumak gibi bir yer değiştirme, şekil bozukluğuna neden olmaz, ancak sorunu sürdürebilir. Bebeğinizin ayağı esnekse, germe hareketleri tavsiye edilebilir. Ayak sabitse bir kalıp gerektirebilir.
Çocuğunuzun, ayak parmakları ileriye doğru düz bir şekilde uzatılmış ve hafifçe dışarıya dönmüş olduğu halde oturmasını ve yürümesini teşvik ediniz. Çocuğunuzu dizleri bir arada ve alt bacakları yere düz olarak ve dışarıyı gösterecek şekilde değil, bağdaş kurdurarak oturtunuz. İçe basma gösteren ayak parmağının ciddi durumları, özel ayakkabılar ya da gece giydirilen aralarında bir demir çubuk bulunan bir çift ayakkabıdan oluşan bir kalıp gerektirir.
Temel bir yapısal bozukluk, ayakları, kalıp ve daha sonra ortopedik ayakkabılar içine koyarak tedavi edilebilir. Bu önlemler yararlı olmazsa, bir ameliyat gerekebilir, ancak genellikle çocuk 9 yaşına gelmeden önce yapılmaz.
Çarpık bacaklar
Çarpık bacaklı bir çocuk, ayakta dururken dizler, birbirine değer, ancak topuklar değmez. Çarpık bacaklar kızlarda, erkeklerden daha çok görülür. Bunun nedeni, bir ölçüde kızların kalça bölgesinin daha geniş olmasıdır. Aynı zamanda, gelişen kemikleri ve eklemleri ağırlıklarını taşımakta zorlanan kilolu çocuklarda daha sık görülür.
Çarpık bacak görünümü 4 yaşından sonra da sürebilir, ancak çocukların pek çoğunun bacakları 7 yaşına kadar düzelir. Bacaklar düzelmez veya durum çocuğunuz okul yaşına geldikten sonra da gelişmeyi sürdürürse doktor, çarpık bacaklara neden olan ve gençlerde görülen romatizma arteriti, raşitizm ve enfeksiyonlar gibi diz eklemi hastalıklarını bertaraf eder. Önemsenmemiş bir yara ya da bir gelişim sorunu, simetrik olmayan bacak çarpıklarına yol açabilir. Doktor, dizler birbirlerine değerken topuklar arasındaki uzaklığı ölçer ve durumun ciddiyetini saptamak için röntgen kullanır.
Çarpık bacaklar, özellikle çocuğun ailesinden geldiği zaman yaygındır. Birçok durumda bacaklar, çocuk büyüdükçe düzelme gösterir. Bu nedenle tedavi nadiren gerekir.
Ağırlık, ayağın ve topuğun iç kenarına düştüğünden, çarpık bacaklı çocuklarda çoğu zaman düztabanlık vardır. Çocuk kiloluysa bu durum ayağı zorlayabilir ve zayıf ayağı rahatlatmak ve ayakkabının iç sınırının giyilmesini engellemek için bir kemer desteği gerektirebilir. Ciddi bacak çarpıklıkları, gece giyilen desteklerle de tedavi edilebilir. Bazı durumlarda ameliyat gerekebilir, ancak bu dizlerin kendi kendilerine düzeltmesine fırsat verilmeden yapılmamalıdır. Bu süre kızlar için 10, erkekler için 12 yaşından sonrasına kadar olan, gelişme tamamlanmadan önceki dönemdir.
Yay Bacaklar
Topuklar birbirine dokunduğu zaman eğilmemiş dizler birbirine dokunmazsa bacaklar eğilmiş sayılır. Rahimin engellenmiş boşluğunda ceninin bacaklarını birbirlerinin üzerine katlama biçimi nedeniyle bacaklar doğuştan normalde eğiktir. Bacaklar çoğu zaman 2 yıla kadar katlanmış kalır. Eğik bacaklar aynen kalır ya da 3 yaşından sonra daha da kötüleşirse çocuğunuzun doktoru tarafından muayene edilmelidir.
Doktor, topuklar birbirine dokunduğunda çocuğunuzun dizleri arasındaki uzaklığı ölçer ve eğikliğin derecesini saptamak için röntgen kullanır. Bazen çocuğun bacaklarının üzerindeki ağırlığın dağılımından dolayı, bacaklar eğik gözükürler. Bir bacak diğerinden daha eğik olduğunda bu, bir yara ya da bir gelişim sorununun sonucu olabilir. Sürekli eğilen bacaklar genellikle 8 yaşına kadar tedavi olmaksızın düzelirler. Ara sıra doktorlar gece desteklerini tavsiye ederler. Cerrahi müdahaleyle düzeltme, geleneksel önlemler başarılı olamadığı zaman bir olanaktır.
Ender durumlarda yay bacaklarının nedeni raşitizm veya Blount hastalığı gibi düzensizliklerdir. Blount hastalığında, incik kemiği, dizin altında kavis çizer ve güvenli bir şekilde dizin içine sokulmaz. Diz eklemindeki ciddi sorunlar gelişebilir. Bu hastalık aşırı kilolu veya kısa boylu ya da erken yaşta yürüyen çocuklarda daha sık görülür. Kızlarda, erkeklerden daha yaygındır. İncik kemiğinin üst kısmında yapılan bir ameliyatla düzeltilebilir.

SAYFA 2 «12345»...Son »